Düzlük Üzerine

Ecem Arslanay

Cetvel, İngilizcedeki karşılığıyla “ruler” aynı zamanda “yasa koyucu” anlamına gelir. Peki cetvel nasıl yasa koyar? Cetvel, dağınık ve dolaşık tüm yeryüzü kıvrımlarını düz bir çizgiye indirgemek ister. Manevralar, hız değişimleri, dönüşler ve duruşlarla sürekli yeni formlar yaratan bu heyecanlı koreografiyi ölçerek “biçer.” Böler, statik parçalara ayırır ve yönetir. Titrek kum tepelerini, kırınımlı su dalgalarını, sarsıntılı yeraltı kayaçlarını, gümbürdeyen akarsuları, uğultulu tepeleri ve kıpırdak yaprakları regüle eder.

 Regülasyon… Latince kökeni “rectitudo.” “Düz” anlamına geliyor. Ve “doğru.” Kıvrımlı, kıvırcık, karmaşık ya da kaotik olmamayı; stabil olmayı, A noktas ile B noktas arasındaki en kısa mesafe olmayı ifade ettiği gibi; doğru olmay yani hatasız olmayı ve adil olmayı ve akla, mantığa, gerçeğe veya kurala uygun olmayı ifade ediyor. Yani “doğru düzgün” saydığımız her şey hipotetetik olarak düz bir çizgiye biat ediyor.  Ölçen ve biçen bir çizgi bu. Zamanı, mekânı ve bedenleri birbirinden ayırıyor.

Kıl: Hem bir tasarım malzemesi hem de başlı başına bir tasarım nesnesi… Hayvanınki malzeme, insanınki nesne. İlki çeşitli sektörlerde işlem görürken ikincisi ekseriyetle kozmetik sektörünce şekillendiriliyor/disipline ediliyor. Hizaya sokmak kozmetiğin en temel itkisi; zira “kozmetik” kelimesinin kökeni Antik Yunan’da “düzen” anlamına gelen kozmos. Kozmos “evren” demek değil miydi? Öyle ama bir o kadar da “düzen” demek. Bu daha az bilinen anlamının evrenin derli toplu bir yer olduğuna inanmayı seçen Pisagor’la dolaşıma girdiği düşünülür. Deriyi, tırnakları, dişleri ve kılları temizleyen, koruyan, daha sağlıklı ve daha “güzel” kılan, onlara koku veren ya da görünümlerini değiştiren tüm kozmetik uygulamalar, bedendeki fiziksel kaosu kozmosa evirme girişimleridir. 18. yüzyıldan itibaren Batı’da “yararlı ve uysal bedenler oluşturmaya yönelik bir sağlık bilgisi ile muayene ve ıslaha yönelik bir yönetim bilgisi”nin birbiriyle kaynaştırılmasını kıl bağlamında okumak mümkün. Berberlerin uzunca bir süre cerrahlarla birlikte anılması da bu meseleye eklemlenebilir. İngiltere’de 1875 yılına kadar “Berber Cerrahlar Birliği” adı altında faaliyet gösteren berber cerrahlar bulunuyor olması bugün tuhaf bir bilgi gibi görünebilir. Öte yandan Türkiye’deki berberlerin 1980’lere kadar diş çekme, sünnet etme, iğne vurma ve kanatma usulüyle iltihaba müdahale etme gibi minik operasyonlar da yaptığını hatırlamakta fayda var. Usturalar, makaslar, saç maşaları, taraklar, fırçalar, saç boyaları, şampuanlar, bakım kremleri; jilet, ağda, sir, iplik germe, lazer epilasyon ya da “istenmeyen tüylerden kurtulmanın yolları”; asker tıraşı, okul tıraşı, bit kontrolü, sakal vergisi ve nicesi kılı terbiye etti, ediyor. Bize hayvanlığımızı hatırlatan üst deri ürünü bu ipliksi uzantı, “uygarlık” ilkelerine uygun, aşırıya kaçmayan görünümler için farklı dönemlerde farklı yönetmeliklerce hizaya sokuldu, sokuluyor.

Bugün özgürce salınan Afro saç stilleri asırlarca ıstıraplı bir mücadele alanıydı. 18. yüzyılda sömürgecilerce insan kılından ziyade koyun yününe yakın bir uzantı olarak sınıflandırılan Afrikalı kılı, tehlikeli kimyasal işlemler ve sıcak taraklarla düzleştirildi, peruk altına saklandı ya da plantasyon tecavüzlerinin getirdiği melezleşmeyle Avrupalı dokusuna genetik olarak yakınlaştırıldı. 1960’larda devran döndü; etinden, sütünden ve yününden faydalanılan “koyun” kıllılar “panter” kesildi. Sivil haklara ilişkin mevzuatın onayına karşın ekonomik ve sosyal eşitsizliğin sürmesinden hayli rahatsız bir kitle, Malcolm X’in öldürülmesiyle ateşlenip ABD’nin iç güvenliği için en büyük tehdit sayılacak o devrimci örgütü kurdu: Kara Panter Öz Savunma Partisi. Angela Davis başta olmak üzere pek çok kadın aktivist, –başka pek çok şeyle birlikte– dönemin güzellik standartlarındaki beyazlığa da kafa tuttu ve haşmetli kafalarıyla gurur duydu. “Biz saçımızı bu hâliyle kullanıyoruz, çünkü doğal olan bu” diyordu Kathleen Cleaver. Baş kılının tabiatını onaylayan bu hayli olağan ama bir o kadar da radikal tavır, günümüzde direniş bağlamından kopup normalleşti, hatta havalı saç stilleri arasında yerini aldı.

Bu “doğru düzgün”lük takıntısı sadece marjinalize edilmiş topulukları etkilemiyor. Tüm bedenlerin zaptı sütyenler, korseler, botoks, enjeksiyonlar, gerdirme operasyonları, kökhücre ile yüz gençleştirme, topuklu ayakkabılar, artan fitness basksı, stereoidler ve nice icatla süregeliyor. Dikelmiş omurgasyla, yerçekimine ve faniliğe meydan okuyor “eli yüzü düzgün” insan. Hem bedeniyle hem de göğe doğrulttuğu nesnelerle…

Gökyüzünün daha bakir noktalarına ulaşmak için sürekli daha fazla “erekte” olmayı deniyor. Evet, “erekte” olmak da aynı kökten: rectitudo. Ultrateknolojik Babil kuleleriyle görülür semayı, füzelerle uzayı zapt etmeye niyetlenen bir süreç bu. Yatayda tüm kaynaklarını kullandığını dünyayı dikeyde nasıl daha verimli kullanabileceğini araştırıyor.

Ulaşılır her yeni nesne ve kavramla birlikte asırlardır yeniden, karış karış ve fersah fersah ölçülegelen Dünya, içine girdiğimiz bu yepyeni sayısallaşma evresinde en titiz “cetvel”lerle ölçülüyor. Zaman ve  mekân, Sanayi Devrimi’nden bu yana müthiş bir titizlikle denetleniyor ve üretimin akışı için tüm dünyada birim birim kalibre ediliyor. Verimlilik odaklı örgütlenme, seri üretim mekânlarından her alana yayılıyor ve gündelik hayat da süresi, adımları, kaynakları ve hareketleri belirlenmiş parçalara bölünüyor.Taylor’ın Bilimsel Yönetimin İlkeleri ile pekiştirilen verimlilik odaklı örgütlenme hali seri üretim mekânlarından hayatın her alanına yayılmasıyla insan bedeni hiç olmadığı kadar mekanikleşiyor.

İş etüdü denemeleri MÖ 1700’lü yıllara, Babil Kralı Hammurabi’nin de iş planlaması ve üretim kontrolleri yöntemlerine dek uzansa da Frank ile Lillian Gilbreth’in 20. yüzyılın ortasında geliştirdikleri tekniklerle radikalleşiyor. Bu teknikler, belirli bir görevi yerine getirmenin mümkün olan en iyi yolu olarak gördükleri belirli hareketleri yakalamayı öngörüyor. Gereksiz hareketleri veya zaman kaybına yol açan aktiviteleri belirleyebilmek için, işçilerin hareketlerini yüksek hızlı kameralarla çekip, kare kare inceliyorlardı. Gilbreth çifti ayrıca hareketlerin sırasını ve zamanlamasını temsil etmek için “kronosiklograf” veya “terblig çizelgesi” olarak bilinen özel bir araç geliştirdiler. Bu çizelge, farklı hareketleri ve sürelerini göstermek için semboller ve çizgiler kullandı. Hareketlerin hassas zamanlaması ile ilgilenen Gilbreth çifti, görev sırasında belirli eylemlerin süresini kaydetmek için sık sık kronometre veya diğer zaman ölçüm cihazları kullandılar.

Bütün zaman ölçüm cihazları bir osilatörü temel alır, düzenli tik tak yapan bir frekansı, başlangıç noktasına hep aynı sürede dönen şeyi. Bu bir grup çiçek de olabilir. Bitkileri açma ve kapanma zamanlarına göre ayıran Carl Linnaeus’un böyle bir projesi vardı. Doğanın tüm algılanır frekansları, çağlar boyunca insanın küçük zamanlarını düzenledi. Günümüzün muğlak zaman birimlerinden “göz açıp kapanıncaya kadar” gözde büyütülen bir zaman dilimini hafife almak için, mecaz olarak kullanılır ve 60 milisaniyeye tekabül eder. Ortaçağda gözlemlenebilen en hızlı harekettir ve dönemin en küçük zaman birimi olan atomus’un referans noktasıdır. Şimdi insan, algılayamadığı fakat ölçebildiği atom altı frekanslar peşinde. Günümüzün en küçük zaman birimi Planck zamanı ise 10^-43 saniye ile tanımlanır. Bir fotonun bir hidrojen molekülünün içinden geçme hızı bu.

Doğanın düzenli tik taklarla tanımlanabilen tüm hareketleri insanlara kamusallığı düzenlemek için vesile oldu ki bu tik taklar optik gözlemlenebilirlikle bile kısıtlı değildi. Şimdiyse dünya çapında elliden fazla laboratuvarın dört yüzden fazla atomik saatinin değerlerinin ortalamasını alan çok hassas ölçümler kullanıyoruz. Modernleşmeyle birlikte mekanik saate geçişimiz zamanın mekândan çözülmesine neden oldu. Bugün atomun sabit bir frekanstaki titreşimini sayarak ölçüm yapan atom saatlerinin tanımladığı mekân ise gözlemlenebilir bir mekân değil, atomaltı…

Sosyal hayatlarımızı düzenleyen soyutlanmış zamana eşlik eden biyolojik ve psikolojik saatler de taşıyoruz. Biyolojik saatler psikolojik saatlere göre daha sabit gözükür, tabii koşullar sabit olduğu sürece. Belki de biyolojik ve psikolojik ayrıma gitmeden, heterojen bir iç saatten söz etmek daha doğrudur. Henri Bergson iki farklı zaman türü tanımlar: dış dünyanın ölçülebilen zamanı ile iç dünyanın bilince özgü zamanı. Homojen zaman ve heterojen zaman… Bu açıklama antik Yunan’da zamanın iki farklı tezahürü olarak kronos ve kairos’un örüntüsüne benzer… Kronos kronolojik zamanın tanrısıdır; Kairos ise tarihdışı bir zamana, ‘an’ın nitel zamanına işaret eden fırsat tanrısı.

Oysa bazı anlar koca bir ömür gücünde olabilir… Muğlak zaman ölçümlerimiz standart zaman ölçümlerimize her zaman eşlik eder, homojen tarih anlatısının içinde, heterojen anların birlikteliğinden oluşuruz. Çorap söküğü gibi, yokuş aşağı, tez zamanda, üç vakte kadar, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, bazen, bazı bazı, zaman zaman, sık sık, nadiren, son zamanlarda, belirli aralıklarla, eskiden, çoğunlukla, ileride, gelecekte, şimdiden, güpegündüz, sabahleyin, akşamleyin, geceden, demin, eli kulağında, derhal, hemen, ağır ağır… Bir iç saatin ayarlamasıyla çıkıveren bu zaman betimlemeleri nesnel değil, özneldir.

Bu metin, SAHA Sürdürülebilirlik Fonu kapsamında Nesin Sanat Köyü bünyesinde gerçekleştirilen “Zeynep Sayın ile Sürdürülebilir İlişkiler: Kolektif Sanatsal Üretim Projesi” kapsamında üretilmiştir.